Yusuf Yılmaz

yusuf.yilmaz.06@hotmail.com
Yazarın sitemizde "108" adet yazısı bulunmaktadır. Eklenme Tarihi: 14/01/2022 42 kez okundu.

HAYDİ, SİYASİ PARTİLER! SAMİMİYETİNİZİ VE ERKEKLİĞİNİZİ GÖSTERİN

HAYDİ, SİYASİ PARTİLER!

SAMİMİYETİNİZİ VE ERKEKLİĞİNİZİ GÖSTERİN

 

Yüzde 98’i Müslüman olduğu iddia edilen Türkiye’de, on milyonlarca insanı ilgilendiren başörtüsü sorununa; onlarca yıldır kangren haline gelmesine rağmen, çözüm bulunamamıştır.   

 

Müslüman kadın ve kızlar; inançlarının (K. Kerim, Nur Suresi 31. Ayet, Ahzâb Suresi 59. Ayet) emri gereği, tesettürün bir parçası olan başörtüsü takıyorlar. Buna dini bir zorunluluk diyenlerin yanında, başörtüsü karşıtı azgın azınlık tarafından da siyasi simge ve laiklik karşıtı diyenler de olmuştur. Bir de başörtüyü hafife alma nedeni saydığım türban sözünü kullanan ya bilinçli İslam düşmanları ya da akıldan yoksun cahil insanlardır. Başörtüye türban denilemez.

 

Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulduğunda, laiklik tanımı yoktu, hatta dönemin anayasasında devletin dininin İslam olduğu ibaresi vardı(1). 1928 yılında devletin dininin İslam olduğu ibaresi kaldırıldı, fakat laiklik ibaresine yer verilmedi. Laiklik kavramı, CHP’nin 6 okundan biri olan Laikçilik maddesinin 1937 yılında konulması ile başladı. Başörtüsü yasağı yoktu. Ancak resmi kurumlarda başörtüsü ile çalışan olmamakla birlikte, üniversitelerde tek tük başörtüsü takan öğrenciler vardı.

 

Başörtüsü yasağı ilk defa, 8 Aralık 1978 tarih ve 52 nolu genelge ile Bülent Ecevit hükûmeti tarafından, kamu hizmetinde çalışan bütün kadın memurların başörtü örtmelerini yasaklaması ile başlamıştır. En önemli olumsuz zaman ise; 1980 askeri cunta darbesi ve başörtüsü yasaklarının zirveye çıktığı, 28 Şubat süreci denilen melun süreçte, ordu içindeki İslam karşıtı cuntacı askerlerin 1997 yılında yaptıkları örtülü darbe zamanıdır.  

 

Başörtülü memur ve öğretmenlerin işlerine son verilmesi ile beraber, Başörtüsü yasağını en fazla hisseden ve mağduriyet yaşayan üniversiteli kızlar oldu. Başörtüsü taktıkları için, binlerce kız öğrencinin üniversitelerde okuma hakları ellerinden alındı.

 

28 Şubat döneminde, başörtüsü yasağı; Süleyman Demirel tarafından, Kemal Gürüz’ün YÖK Başkanlığına getirilmesi ve onun azgın azınlık ekibinden olan zamanın İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun başörtüsünü yasaklayan 23 Şubat 1998 tarihli genelgesiyle alevlendi. Öğrenciler okula geldiklerinde güvenlik güçlerinin engeli ile karşılaştılar, Rektör Yardımcısı Nur Sertel’in kanunsuz olarak kurduğu "ikna odalarında" başlarını açmaya zorlandılar. Açmayanlar hakkında davalar açıldı.

 

 Öğrencilerin önünde iki seçenek vardı; ya başlarını açarak üniversiteye devam edecek ya da açmayarak üniversiteye veda edeceklerdi. Kimi evlerine döndü. Kimi istemeyerek de olsa başlarını açarak ya da peruk, bere vs. takarak okullarına devam ettiler. Kimi de maddi imkânlar bulup yurtdışında okudular.

 

Aydın, yazar ve avukatlardan oluşan bir grup kadın, bu dikta yasakçılar hakkında Sultanahmet Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu.  Mazlum-Der İstanbul Şubesi Başkanı Ahmet Mercan; sağlık karnesinde başörtüsü var diye diyaliz makinasına gönderilmeyen ve bunun sonucunda ölen 71 yaşındaki Medine Bircan isimli yaşlı kadının ölümüne neden oldukları ve öldürme suçunu işlediklerini söyleyerek, Rektör Kemal Alemdaroğlu ve daha sonra CHP’den milletvekili olan yardımcısı Nur Serter’in yargılanmaları gerekirken, hala makamlarında oturuyor olmalarının kabul edilemeyeceğini söyledi.

 

Düşünce Suçuna Karşı Girişim Grubu sözcüsü Sanatçı Şanar Yurdatapan ise “Türkiye’de bazı şeylerin değişmesi için birileri ölmesi mi gerekiyor” diye sorarak Hipokrat yemini eden doktorların, darbeci dikta taraftarlarından aldıkları emir gereği bu yemini unutarak cinayete ortak olduklarını söyledi.

 

AK Parti hükümetinin iktidara gelmesiyle de yasak kalkmadı. Bir pamuk ipliğine bağlı olan başörtüsü yasağını kaldıran genelgeyi iktidarlarının 11. yılında ancak yayınladı. Neden pamuk ipliği dedim; genelgeye rağmen yarın yasak savunucusu bir hükümet değişikliğinde, azgın azınlığı temsilcileri laikliği maske yapıp, başörtüsü laikliğe aykırıdır diyerek, halen yasakta direten despot, dikta heveslisi rektör ve öğretimi üyeleri ile kurum yetkilileri azgın azınlık temsilcilerinin cüretlerini arttırmayacağı ne malum.

 

Üniversitelerde başörtüye serbestlik getirilmesi amacıyla, Şubat 2008 tarihinde, Anayasa değişikliği; TBMM'de yapılan oylamada Ak Parti ve MHP’nin oyları ve DTP’nin de desteğiyle 411 olumlu, CHP ve DSP milletvekillerinin başörtüye karşı tutumlarıyla 103 olumsuz oyla kabul edildi. Ancak CHP ve DSP milletvekillerinin Anayasa Mahkemesine başvurmasıyla, Müslüman halkın değerlerinden fersah fersah uzak olan Anayasa Mahkemesinin bazı üyeleri marifetiyle yasa iptal etmiştir.

 

Taraf gazetesi yazarı Ayşe Hür, Kemalist kesimin türbanı kavramsal olarak geleneksel başörtüsünden ayırmak suretiyle genel olarak örtünmeye karşı verdikleri mücadelede hedef daralttıklarını ve sert politikaları için meşruiyet sağladıklarını iddia etmektedir (2). (Benim başörtüsü yerine türban kelimesine karşı gelmemin nedenlerinden biri)

 

2010 yılı referandumundan sonra başörtüsü konusunda ulusal medyada yapılan haber ve köşe yazılarında konu edilmiş ve yapılan çalışma sonucundaki ankette; vatandaşların, yükseköğretimde başörtüsü yasağının serbest bırakılmasını istediği sonucuna ulaşılmıştır. Hatta yasağın en ateşli savunucusu gazetelerin bile, üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılmasından yanadırlar.  

 

Siyasi parti genel başkanlarının ya samimiyetleri ortaya çıkacak ya da ikiyüzlülükleri iyot gibi ortaya çıkıp, maskeleri düşecektir.  TBMM’nde Ak Parti ve MHP yeniden önerge vererek samimiyetlerini göstererek, verecekleri bir önergeyle (her ne kadar Allah’ın emri yasa ile yasaklanamaz ve serbest bırakılamaz ise de) bir yasa değişikliği ile yeniden yasağın kaldırılması sağlanacaktır.

 

Burada en önemli sorumluluk ve samimiyet; CHP ve genel Başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na düşmektedir. Sayın Kılıçdaroğlu bu sefer gerçekten samimi görünüyor ve gereğini yapacağını düşünüyorum. Biz de kendilerinin “helalleşelim” sözlerinin samimiyetini görmek istiyoruz. Ancak başka bir CHP milletvekilinin Anayasa Mahkemesine başvurması halinde, CHP ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun samimi olmadıkları ve helalleşelim sözlerinin de bir aldatmacadan ibaret olduğu ortaya çıkacaktır. CHP; sürekli Ak Parti v.b partilerin başörtüsünü istismar ettiklerini söylüyor. O halde istismarı önlemek için samimi olsunlar ve yasakların kalkması için yasa değişikliğine destek versinler ve Anayasa Mahkemesine götürmesinler.

 

Temennimiz; bütün siyasi partilerin, iyi niyetle kangren haline gelmiş başörtüsü sorununa önce insani açıdan, sonra da adaletli olma açısından yaklaşmalarıdır. Şu andaki ortam; siyasi partilerin samimiyetlerini ve erkekliklerini göstermeleri açısından, onlar için de iyi bir fırsat olacaktır.

 

 Anayasa mahkemesi üyelerinin; ahlaki, insani, vicdani ve adalet değerleri ve bu değerlere de sanırım saygıları vardır.  Bu sefer TBMM’den çıkacak yasayı ret edeceklerini sanıyorum. Ret ederlerse, milletin gözünde daima milletin değerlerini hiçe sayan bir mahkeme olarak anılacaktır ve o zaman Sayın Bahçeli’nin Anayasa Mahkemesi ile ilgili sözlerinin haklılığı ortaya çıkacaktır.

 

 (1)-  Türkiye’de başörtüsü tarihçesi ile ilgili kronoloji  https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27de_ba%C5%9F%C3%B6rt%C3%BCs%C3%BC_yasa%C4%9F%C4%B1

(2)- Türbanın 60 yıllık serüveni, Ayşe Hür". 27 Ekim 2010 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 21 Kasım 2011.

Yusuf Yılmaz 14/01/2022


Yorum Yapın
500

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olabilirsiniz.